Emeviler Kur’an’ın içinden ahlak ve adaleti boşalttı
Kerbelâ'da susuz bırakılan yalnızca bir kervan değildir; susuz bırakılmak istenen Kur'an'ın adalet anlayışıdır.
18.02.2026 00:00
Kur'an, insanlığa yalnızca bir inanç sistemi sunmaz; bir ahlâk ve adalet düzeni teklif eder. Onun merkezinde güç değil hakikat, saltanat değil emanet, korku değil vicdan vardır. Kur'an'ın inşa ettiği toplumda ölçü; kuvvet değil adalettir.
Ancak tarih bize gösteriyor ki bu ilahî denge her zaman korunamamıştır.
Emevî siyasetiyle birlikte din, ahlâkî bir çağrı olmaktan çıkarılıp siyasal meşruiyet aracına dönüştürülmüştür. Yönetimi korumak, hakikati korumanın önüne geçirilmiştir. Böylece Kur'an'ın özündeki adalet ve ahlâk vurgusu geri plana itilmiş, din iktidarın gölgesine sokulmuştur.
Bu dönemde üç temel kırılma yaşanmıştır:
İtaat, adaletin önüne geçirilmiştir.
Yöneticiye kayıtsız şartsız bağlılık, zulme karşı çıkmanın önüne konulmuştur.
Kader anlayışı, zulmü meşrulaştıran bir doktrine dönüştürülmüştür.
Haksızlık "takdir" diye sunulmuş, mazlumun sesi kader söylemiyle bastırılmıştır.
Gücün ahlâksızlığı, vahyin ahlâkının önüne geçmiştir.
Haklı olmak değil, güçlü olmak belirleyici hale gelmiştir.
İşte Kerbelâ bu kırılmanın sembolüdür
İmam Hüseyin'in kıyamı bir iktidar mücadelesi değil; dinin içini boşaltan anlayışa karşı bir ahlâk direnişidir. O, "saltanat dini"ne karşı "adalet dini"ni savunmuştur. Kerbelâ'da susuz bırakılan yalnızca bir kervan değildir; susuz bırakılmak istenen Kur'an'ın adalet anlayışıdır.
Eğer Kerbelâ yaşanmasaydı, belki de batıl olan; din diye, zulüm olan; kader diye, itaate zorlanmak ise iman diye insanlığa sunulacaktı. Kerbelâ, din ile zulmün arasına çekilmiş kırmızıçizgidir.
Ne var ki tarih boyunca insanlar her zaman bu uyarıyı yeterince okuyamamıştır. Güç cazip, hakikat zahmetlidir. Saltanat görünür, adalet sabır ister. Bu yüzden Kerbelâ yalnızca geçmişte kalmış bir hadise değil; her çağın vicdan sınavıdır.
Bugün hak ve adaleti yeniden Kur'an'ın merkezine koymak istiyorsak, Ehli Beyt'in temsil ettiği ahlâk çizgisini doğru anlamak zorundayız. Bu çizgi; güce karşı hakkı, korkuya karşı vicdanı, çıkar karşısında adaleti savunur.
Anadolu irfanı bu damarın devamıdır.
Hacı Bektaş-ı Veli'nin "İncinsen de incitme" sözü, Kerbelâ'nın ahlâkî mirasının Anadolu'daki ifadesidir. O, dini bir korku düzeni değil; bir erdem medeniyeti olarak anlamıştır. Onun öğretisinde insan, Allah'ın yeryüzündeki emanetidir. Adalet ise bu emanetin korunma biçimidir.
Kur'an ahlâk ve adalet merkezlidir. Bu iki ilke güce değil, hakikate dayanır. Eğer din yeniden insanlığın umudu olacaksa, onu tekrar ahlâk ve adalet eksenine oturtmak gerekir. Aksi hâlde din; hakikatin değil, gücün hizmetine girer.
Kerbelâ bize şunu öğretir: Adalet susarsa din konuşamaz. Ahlak çekilirse ibadet kurtarmaz.
Ve bugün hâlâ sorulması gereken soru şudur: Biz gücün mü, yoksa hakkın mı yanındayız?
Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.